Genel

Bu Yazıyı Oku / Bu Yazıyı Okuma (Black Mirror: Bandersnatch, Detroit: Become Human)

Ocak 7, 2019

author:

Bu Yazıyı Oku / Bu Yazıyı Okuma (Black Mirror: Bandersnatch, Detroit: Become Human)

İki olasılık var: Ya evrende yalnızız ya da değiliz. İkisi de eşit derecede dehşet verici.” Arthur C.Clarke

Öncelikle söylemeliyim ki bu bir film yada oyun incelemesi değildir. Karakterleri ve senaryoyu bizim kontrol ettiğimiz bir kaç evrenden bahsedeceğim. Bir dönem çok meşhur olan “maceranı kendin seç”, şunu yapmak istiyorsan sayfa 34’e git bunu yapmamak istiyorsan sayfa 44’e git gibi, bize hikayenin gideceği yönü seçme imkanı sunan kitaplar vardı. Bugün bahsedeceğim işlerinde aslında bu kitaplardan pek bir farkı yok. Bunlardan ilki, Detroid: Become Human.

Detroid: Become Human, insanlar ve androidlerin birlikte yaşadığı, makine zekasının insan zekası ile aynı olduğu bir evrende geçiyor. Hem de çok uzak bir tarihte değil. Bu hikaye 2038 yılında geçiyor. İsminden de anlaşılacağı üzere oyunda, become human: insan olmak anlatılıyor. Oyunun ilk sahnelerinde baş rollerden birisi olan android, kitap okurken içeriye bir insan giriyor ve ona ne okuduğunu soruyor.

+Ne okuyorsun?
-Platon’un “Devlet”ini… Senin tavsiye ettiklerinden biri.
+ Peki ne düşünüyorsun?
– Felsefeyi seviyorum, sanırım. Cevap veremeyeceğim soruları soruyor. Doğru nedir ya da yanlış nedir, mesela. Karar vermesi kolay bir şey değil.
+ Cevabı olmayan soruları sormak, insan olmanın bir parçasıdır, Markus.

Detroid: Become Human ele aldığı konular ile yakın gelecekte karşılaşacağımız sorunlara ayna tutan cinsten olmuş. Oyun aynı zamanda günümüzde yaşadığımız bir çok ırkçı, cinsiyetçi yaklaşımlara da tepki göstermekte. Mesela limanda çalışan ve ağır işleri yapan android modeli siyahi olarak üretilmiş. Bu ve bunun gibi bir çok konunun üzerinde zekice durulmuş. Oynarken bizlere her şey hakkında sorular sorduruyor, adeta yeni doğmuş bir bebek gibi…

Daha önce kendinizi bu düşünebilen ve fikir üretebilen androidlerin yerine koymuş muydunuz? Oyuna başladığımızda birden fazla androidi kontrol ediyoruz. Hepsinin kendine ait bir hikayesi ve gitmeleri gereken yollar var. Onlar yerine seçimleri biz yapıyoruz. Yapacağımız seçimler sonucunda bu androidlerin hayatları, dallanıyor budaklanıyor. Bir çok farklı sona sahip bu oyunda karakterin yaşayıp yaşamayacağına yada hikayesinin nasıl sona ereceğine onu kontrol eden siz karar veriyorsunuz. Hikaye boyunca oynadığınız karakterlere sempati duymaya ve onların hislerine ortak olmaya başlıyorsunuz. Belli bir süre sonra oyun size kendi gerçekliğinizi sorgulatmaya başlıyor ve bu özelliği sayesinde çok farklı bir deneyim olmayı başarabiliyor.

Bizi insan yapan şey ne?

Elbette kendinize bu soruyu sormuşsunuzdur. Bu sorunun bir çok cevabı olabilir: bedenimiz, düşüncelerimiz, değerlerimiz, dilimiz… ama eminim çoğunuz şu soruyu kendinize sormamışsınızdır. Androidleri insan yapmayan şey ne? Bu konunun çok uzadığını ve hakkında korkunç teoriler üretildiğini biliyorum. Ama gerçekten bu insan dehasına sahip robotların, insanlara şuan için korkunç gelmesi çok normal.

Rise of powerful AI will be either the best, or the worst thing, ever to happen to humanity.” (Yapay zeka insanoğlu için ya en iyi şey, ya da en kötü şey olacak.) – Stephen Hawking

“Yapay zeka bilişsel işlerde pek çok insanın yerini alabilecek noktaya geldiğinde işgücüne ne olacak? Amaçsız ve işe yaramaz insanlardan oluşan devasa yeni sınıfın siyasi etkileri neler olacak?” – Yuval Noah Harari 


Sonuç olarak bu yapımın benim için yeri çok ayrı, son zamanlarda en beğendiğim işlerden bir tanesi. Sadece düşündürücü ve gerçekliğe parmak basan yönlerinden ziyade çokta kaliteli bir yapım olması kendine bağlayan bir diğer etken. Oyunun yapımında 250’den fazla oyuncu 513 farklı karakteri canlandırmış. Bu oyuncuların performansları 35000 farklı parça olarak kaydedilmiş ve parçalar kullanılarak oyun için 74000 animasyon yapılmış.

Şimdi de sırada, duyurulduğu ilk günden beri kendi kendime Detroid: Become Human’la karşılaştırdığım Black Mirror: Bandersnatch var. Bu sefer hikaye bizi, geleceği kontrol eden geçmişteki üstün varlık olarak değil, tam tersine geçmişi kontrol eden gelecekteki üstün bir teknoloji yerine koyuyor. Karakterimiz psikolojik sorunları olan bir oyun tasarımcısı, ünlü bir oyun firmasıyla anlaştığı ve bu oyunu çıkarıp çıkaramaması üzerine kurulmuş bir senaryoya sahip. Yaptığımız seçimler genellikle çevremizdeki insanlarla olan etkileşimimiz ile ilgili ve bana göre bunlar fazla deneysel kalmış. Filmde yaptığımız çoğu seçim hikayeyi ana bir değişikliğe götürmüyor. Zaten toplam 5-6 sona sahip saydığım kadarıyla. Filmde yaptığınız çok basit bir seçim yanlışsa oyun sizi hemen olayın başladığı ilk sahneye gönderiyor ve diğer seçeneği seçmeye zorluyor. Filmin aldığı en büyük eleştirilerden birisi de bu. Ama tabi ki genel hatlarıyla baktığımızda konu ve işleyiş olarak gayet güzel bir film olmuş. İnteraktif olmasını bir kenara bırakırsak bulundurduğu ince detaylar ve ele aldığı konu ile gayet yeterli bir Black Mirror bölümü olabilirdi Bandersnatch.

Black Mirror’ın olayı, yakın gelecekte bazı teknolojilerin, insanlığı nasıl bir felakete götürebileceğini farklı senaryo ve karakterlerle bizlere anlatması. Black Mirror’ın bu distopik bölümleri aslında bundan çok uzakta değil sadece bir kaç sene sonrasında geçiyor.

Black Mirror: Bandersnatch’in ise asıl olayı “vay be ne güzel seçiyorum ve film değişiyor.” değil aslında. Bize içinde bulunduğumuz gerçekliğin ne kadarının bize ait olduğunu sorgulatması. Yaptığımız her seçimin gerçekten bizim için anlamlı bir nedeni var mı? Ya da ileride yapacağımız seçimlerin ne kadarı bize ait olacak? Ne kadarı çevremizdeki unsurlardan etkilenecek? Hayatımız ne kadar bizim elimizde? Bütün bu soruları cevaplandırabilir miyiz? Bunların sadece bir kaçına cevap aramanız bile toplumun sizi deli olarak görmesi için yeterli bir sebep.

Şimdi sana soruyorum. Bu yazıyı okudun ve kafanda, yakın gelecek hakkında SANA AİT bir kaç fikir var. Peki ya bu yazıyı okumasaydın?

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir